“İnsanın bir yazımlık mürekkebi kalsa hakikati yazmalı
İnsanın bir alımlık nefesi kalsa hakikati anmalı”
— Mustafa ŞAHİN
facebook/pslmustafasahin
twitter/pslmustafasahin

Düşük bütçeli ve yarar sağlanan klip nasıl çekilir ? 

Kurban Bayramında Danaya 7 kişi girilir. 
Diğer hak sahiplerinden Dananın kuyruğunu alma noktasında ricada bulunulur. 
Pc web cam karşısında sahne gösterisi gerçekleşir. 

Ve bu şahane klip ve şiir ortaya çıkar :)) 

#şiirdanada

Reblogged from izbirakin  39 not

Alışamadığım şu hayatta ne çok alışkanlıklar biriktirdim.
Gölgeden kuşlar yaptım gün yüzüne uçmayan.
Bir gölge de biriktirdim her birini. Gölgeleri öğrendim , gölgesi olmayan insanlarda.
Ne çok şey öğrendim. ..
Sağ tarafima yatmayı, sol yanımdan acıyla uyanmayı.
İçimden atamadıklarımı içime atmayı , öyle gelişi güzel.
Düzensiz öğrendim hayatın düzeni. By Mustafa Şahin (via izbirakin)

Mecnun Leyla’sını mı arıyordu Çölü mü ?
Çölde bulduğu gerçek Leyla’sı değil miydi ?
Dücane Cündioğlu ” Hakikatin yolu tek kişilik ” der
Mecnun çölde tek vaha olmak için düşmedi mi çöle. Taşrada ki seraptan kaçıp , kızgın kumların üzerinde gözlerini kapamadı mı görmek için.

İslam alimlerine göre amâ olmak ; kör olmak değil bilakis gözlerin yalanın , zahirinin parlaklığına kapatıp hakikati görmek için açılmasıdır.
Necip Fazıl , Cemil Meriç için der ki ” Allah onun gözlerini daha iyi görebilmesi için aldı. ”
Nasıl ki güneşe bakmak için karanlığa ya da gözlerimizi kısmaya ihtiyacımız var , hakikatleri görmek içinde perdeye yani Leyla’ya ihtiyacımız var.
Dünya’yı Descartes ‘in gözüyle ele alırsak dünyaya bir makine gözüyle bakabiliriz.
Bu makinenin işleyen çarklarında ki dişliler bu işleyişin bütününü göremez.
Dünyanın aynı işleyiş hızıyla görmeden hareket eder.
Görmek için önce işleyişin dışına çıkmak gerekir. Tiyatro salonunda ki izleyici gibi , oyunu tüm çıplaklığı ile görmek için bakmak gerekir.
Hareketli olguyu görmek için durmak gerekir.
Mecnun bir çırpıda oyunun dışına çıktı. Leyla’yı görmedi ama Leyla’sını buldu.

Ey Dünyam! Çölü bulmak için önce Kays olmak gerekir. Kays gibi sevmeden mecnun gibi çöle düşmezsin. Mecnun nerede diye sorup durma. Mecnun yürekte.

By Mustafa Şahin

Reblogged from izbirakin  17 not

Bağlılık ile bağımlılık arasında ince ve bir o kadar da büyük fark vardır. Bağımlı olmak da gayri iradi bir durum söz konusudur. iradenin (istemin) , akli bir durumun olmamasıdır. Akılsızlık değil niyetsizlik. Farkında olmadan , gayri ihtiyari bir durum söz konusudur. Bağımlı olmakta varsa varım yoksa yokum muhtaçlığı zuhur eder. Öteki olmadan olmamak halidir. Sigara alkol uyuşturucu bağımlılığa bir çırpıda verilebilecek örneklerdir.
Bağımlı da kurulan ağa kendin düşersin.
Bağlılık iradi bir durumdur, niyet vardır. Bile isteye yola düşmek yoluna düşmek vardır. Yolunda gitmek de eklenebilir. Bağlılık da varsa da varım yoksa da varım düşüncesi hakimdir. Kahrın da hoş lütfun da hoş en güzel anlatan cümledir. Rıza olmak, razı göstermek bağlılıktır. (B)ağlılık da ağı kendin kurarsın.

Dinin en temel taşlarından biri niyettir. Bağımlılık halinden bağlılık haline geçiştir niyet. Niyetini belli edip, niyetini düşünüp bilerek yoluna girersin. Yolunda gidersin. Müptela değilsindir, aklının ala ala yolundasındır. Bu yüzden niyetle başlarız.

Bir de bağlanmak vardır. Misal hayvanın bağlanması, bu durumda zorlama bir durum olsa da hayvanın da razı olması da söz konusudur. İradi değil hissi bir olaydır. Akli bir durumundan hayvandan söz etmek mümkün değildir yaratılışın verdiği his ile bağlanabilir. Burada bağımlılık ile eş değer bir durum vardır, muhtaçlık ortak noktadır.

İki ilişkilere bu kavramları yerleştirirsek. İnsanlar bağlı kalmaktan ziyade bağımlı bir şekilde yaklaştıkları için , aradaki bağ kopuyor. Varlığında varım, varlığın kadar varım. Şartlanma ile hareket edildiği için şartlar ortadan kalktığı anda aradaki bağ da kopuyor hemen. Şartlar devam ederse de müptela bir şekilde devam ediyor ikili ilişkiler.

Bu bağlamlara sadık kalarak yazının bağlayıcı hatları üzerinden yazımıza başlayabiliriz.

Ey Dünyam,

İki gönül arasına yol bulunuyor da , köprü kurulmuyor. Köprünün ayakları bağımsız , ipleri bağsız. Birbirine dayanan iki eğreti taş. Yıkılmaya müptela bir halde geçilmeyen , varılmayan taş yığını.
Yıkılmaya rızası olunamayacak acınacak halde bir baş yapıt emsali.
Yollarının kaybolduğu köprüler, iki tarafın bağımlı olup da karşıya geçilmeyen , diğer yüreğin içinden geçilmeyen , kapısına varılmadan öylece kala kalan taş köprüler.

Köprü iki gönüle bağlı olsaydı , köprünün bir ucu kopsa diğer tarafından karşıya geçilirdi. İki yol olmasa da bir yolu muhakkak olurdu. Bir yolunu bulur, yoluna razı olurdu. Rızası olmadan da razı olunurdu.

Kopuyor ipler, yıkılıyor taştan koca köprüler. Yıllar eskit(e)meden kopuyor köprüler. Altından geçecek gemiler tek tek yakılıyor. Yakılan gemiler yanan yürekler.

Razı olmaya razı olmadan , rıza göstermeye zerre rıza göstermeden var oluşuyla lutüf , yok oluşuyla kahrolan köprü ucundaki iki zavallı köprüye bakıyor.

Rıza göstermek cesaret ister, yola koyulmak yolunda kaybolacağını bile isteye , yorulacağını bile unuta yoluna girilmeyi ister. Sadnelere göğsünü gere gere, acısından onurlana onurlana yürümeyi bekler.

Gönüle rıza gösteren, gönüle giden yolda gelecek tüm acılara da razıdır. Gönül kapısı kapasan da , açılsa da o artık yoldadır onun yolundadır. Ayrıl(a)maz yol(u)dan, ümidine ümit yükler ümitsizce ama yine de bekler.

Gönüle bağlanırsan ulaşırsın , bağımlı olursan gönül kapısı kapandığında sende kapanırsın. Daha ardına kadar açılmadan ardından kapanmasını seyredersin. Bir çırpıda kurduğun taş köprünün altında ezilen iki gönülün varlığını izlersin.

Ey Dünyam! Aşığın yüreği uçar, köprüler kıldan da olsa gönüle uçar , gönlünde uçar. Kanatlarına değil yüreğine muhtaçsın, yüreğindekine değil rızana muhtaçsın.

By Mustafa ŞAHİN (via izbirakin)

Dün akşam senden ayrıldıktan sonra,
İlyas’lara gittim.
Oturup, şu evlenme meselesini uzun uzun konuştuk;
Karısı da akla yakın şeyler söyledi:
Ben gerçi onu severim, dedi;
Beraberce yaşayıp gitmenizi kim istemez?
Ama, yoksulluğa alışkın değildir o;
Açlığa, yalınkat döşeklere pek katlanamaz.
Dinledikçe, kızcağıza hak verdim;
Bu iş olmayacak gibime geliyor, ne dersin?
Sen öyle görmüşsün büyüklerinden;
Dört kap yemekli sofralar görmüşsün,
Karpuz kollu yaz entarileri görmüşsün;
Yattığın yataklar herhalde somyalıdır;
Haftada bir-iki, sinemaya gidersiniz evcek…
Hayat pahalı, sana pabuç alamam;
Pabucu bırak, şöyle karın doyurucu bir şeyler de alamam;
Kitap alamam mesela,
Radyo alamam, tiyatro bileti alamam;
Gençsin birçok şeylerde gönlün kalacak.
Peşin söylemeli ki, sonra bana gücenmeyesin;
Benim cıgaram var, rakım var;
Alıştığım insanlar var bunca yıldır,
Sevdiğim, inandığım;
Onlarla görüşmeden edemem.
Hepsini kabullensen bile, günü nasıl kurtaracağız;
Memurluk bana gelmez,
Ticaret falan da yapamam, yaradılışım böyle;
Çelimsizim, taş kıramam.
Ben yazarak, çizerek geçinmek zorundayım;
Diyeceksin ki; ölme eşeğim ölme!
Sen bir aralık demiştin ki:
Gerekirse, ben de çalışırım, demiştin;
İngilizceden tercümeler yaparım, dikiş dikerim;
El işine koşmak gücüme gitmez;
Annem bana bunların hepsini öğretti.
Benim anam da iyi kadındır, biliyorsun;
Sana kaynanalık etmez tabii.
Ama, hastalıklı, eli işe varmıyor;
Bulaşık mı yıkayacaksın, tercüme mi yapacaksın;
Ortalığı mı süpüreceksin, dikiş mi dikeceksin?
Bir gün, beş gün değil ki bu;
Gençliğini yitirince hayattan soğuyacaksın.
Ben şiir de yazıyorum, biliyorsun;
Şiirlerimde barış gibi, hürriyet gibi sözler geçiyor;
Buna içerleyenler olacak belki,
Bu güzelim işe bir kulp takıverecekler;
Cezaevlerine düşeceğim, sen yapayalnız dışarda…

Bu mektubu postaya vermeden önce,
Şöyle bir gözden geçirdim;
Başka kusurlarım olsaydı,
Emin ol, onları da yazacaktım.

Bak, düşün taşın…

Metin Eloğlu

Dün akşam senden ayrıldıktan sonra,İlyas’lara gittim.Oturup, şu evlenme meselesini uzun uzun konuştuk;Karısı da akla yakın şeyler söyledi:Ben gerçi onu severim, dedi;Beraberce yaşayıp gitmenizi kim istemez?Ama, yoksulluğa alışkın değildir o;Açlığa, yalınkat döşeklere pek katlanamaz.Dinledikçe, kızcağıza hak verdim;Bu iş olmayacak gibime geliyor, ne dersin?Sen öyle görmüşsün büyüklerinden;Dört kap yemekli sofralar görmüşsün,Karpuz kollu yaz entarileri görmüşsün;Yattığın yataklar herhalde somyalıdır;Haftada bir-iki, sinemaya gidersiniz evcek…Hayat pahalı, sana pabuç alamam;Pabucu bırak, şöyle karın doyurucu bir şeyler de alamam;Kitap alamam mesela,Radyo alamam, tiyatro bileti alamam;Gençsin birçok şeylerde gönlün kalacak.Peşin söylemeli ki, sonra bana gücenmeyesin;Benim cıgaram var, rakım var;Alıştığım insanlar var bunca yıldır,Sevdiğim, inandığım;Onlarla görüşmeden edemem.Hepsini kabullensen bile, günü nasıl kurtaracağız;Memurluk bana gelmez,Ticaret falan da yapamam, yaradılışım böyle;Çelimsizim, taş kıramam.Ben yazarak, çizerek geçinmek zorundayım;Diyeceksin ki; ölme eşeğim ölme!Sen bir aralık demiştin ki:Gerekirse, ben de çalışırım, demiştin;İngilizceden tercümeler yaparım, dikiş dikerim;El işine koşmak gücüme gitmez;Annem bana bunların hepsini öğretti.Benim anam da iyi kadındır, biliyorsun;Sana kaynanalık etmez tabii.Ama, hastalıklı, eli işe varmıyor;Bulaşık mı yıkayacaksın, tercüme mi yapacaksın;Ortalığı mı süpüreceksin, dikiş mi dikeceksin?Bir gün, beş gün değil ki bu;Gençliğini yitirince hayattan soğuyacaksın.Ben şiir de yazıyorum, biliyorsun;Şiirlerimde barış gibi, hürriyet gibi sözler geçiyor;Buna içerleyenler olacak belki,Bu güzelim işe bir kulp takıverecekler;Cezaevlerine düşeceğim, sen yapayalnız dışarda…
Bu mektubu postaya vermeden önce,Şöyle bir gözden geçirdim;Başka kusurlarım olsaydı,Emin ol, onları da yazacaktım.
Bak, düşün taşın…

Metin Eloğlu

Dün akşam senden ayrıldıktan sonra,
İlyas’lara gittim.
Oturup, şu evlenme meselesini uzun uzun konuştuk;
Karısı da akla yakın şeyler söyledi:
Ben gerçi onu severim, dedi;
Beraberce yaşayıp gitmenizi kim istemez?
Ama, yoksulluğa alışkın değildir o;
Açlığa, yalınkat döşeklere pek katlanamaz.
Dinledikçe, kızcağıza hak verdim;
Bu iş olmayacak gibime geliyor, ne dersin?
Sen öyle görmüşsün büyüklerinden;
Dört kap yemekli sofralar görmüşsün,
Karpuz kollu yaz entarileri görmüşsün;
Yattığın yataklar herhalde somyalıdır;
Haftada bir-iki, sinemaya gidersiniz evcek…
Hayat pahalı, sana pabuç alamam;
Pabucu bırak, şöyle karın doyurucu bir şeyler de alamam;
Kitap alamam mesela,
Radyo alamam, tiyatro bileti alamam;
Gençsin birçok şeylerde gönlün kalacak.
Peşin söylemeli ki, sonra bana gücenmeyesin;
Benim cıgaram var, rakım var;
Alıştığım insanlar var bunca yıldır,
Sevdiğim, inandığım;
Onlarla görüşmeden edemem.
Hepsini kabullensen bile, günü nasıl kurtaracağız;
Memurluk bana gelmez,
Ticaret falan da yapamam, yaradılışım böyle;
Çelimsizim, taş kıramam.
Ben yazarak, çizerek geçinmek zorundayım;
Diyeceksin ki; ölme eşeğim ölme!
Sen bir aralık demiştin ki:
Gerekirse, ben de çalışırım, demiştin;
İngilizceden tercümeler yaparım, dikiş dikerim;
El işine koşmak gücüme gitmez;
Annem bana bunların hepsini öğretti.
Benim anam da iyi kadındır, biliyorsun;
Sana kaynanalık etmez tabii.
Ama, hastalıklı, eli işe varmıyor;
Bulaşık mı yıkayacaksın, tercüme mi yapacaksın;
Ortalığı mı süpüreceksin, dikiş mi dikeceksin?
Bir gün, beş gün değil ki bu;
Gençliğini yitirince hayattan soğuyacaksın.
Ben şiir de yazıyorum, biliyorsun;
Şiirlerimde barış gibi, hürriyet gibi sözler geçiyor;
Buna içerleyenler olacak belki,
Bu güzelim işe bir kulp takıverecekler;
Cezaevlerine düşeceğim, sen yapayalnız dışarda…

Bu mektubu postaya vermeden önce,
Şöyle bir gözden geçirdim;
Başka kusurlarım olsaydı,
Emin ol, onları da yazacaktım.

Bak, düşün taşın…

Metin Eloğlu